ANA SAYFA
TÜM SAYILAR
GELECEK SAYILAR
YAZARLAR DİZİNİ
E-MAKALE
BASINDA BİZ
ABONELİK
KÜNYE
KONUK DEFTERİ
YAZARLARA NOT
İLETİŞİM
Mail Listesi
Ekle | Çıkar

Site Meter
E-MAKALE    
Makaleleriniz
       
Mustafa Kemal'in Mütareke Defteri
Aşağıdaki yazı Mustafa Kemal’in mütareke defterini inceleyen Falih Rıfkı Atay’ın Cumhuriyet Kitapları’nca yayımlanan Mustafa Kemal’in Mütareke Defteri adlı kitabından alınmıştır (1999, Yenigün Yayıncılık, sf. 7 - 13).

Mustafa Kemal’in bir ordu komutanı olarak İstanbul’daki Hükümet’ten İskenderun ile ahalisinin yalnızca ikincil (tali) ve geçici amaçlarla İngiliz ordularının geçiş ve kullanımına açılmasını isteyen emrine karşı koyma çabalarını, niçin karşı koyduğunu ve sonunda ülkenin güneyinin, Mustafa Kemal’in uyardığı gibi, nasıl işgale maruz kaldığını öğrenebilirsiniz aşağıdaki satır aralarında. Bugünlerde Irak’ın kuzeyine Kuzey Irak ya da Güney Kürdistan denmesinin arkaplanı da Adana ve yöresine İngilizler’in ısrarla Kilikya demesiyle benzerlik taşıyor olmasın sakın?


Tüm milletvekillerimizden bugüne kadar adaletsiz bir işgale ve kendi ülkelerinin işgaline karşı sürdürdükleri onurlu tavrı terk etmemelerini istiyoruz. Çünkü Mehmet Akif Ersoy tekzip ediyor ABD’den gelmeyecek milyar Dolarlar’ı: Verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı!.


Öte yandan Meclis ABD’ye “Hayır” demese de, bu ülke - tüm yozlaşmış yapısına karşın - içinden hâlâ Hasan Tahsinler’i ve adaletsizliğe karşı çıkacak cesur insanları çıkartabilecek bir ülkedir, herkes geçmişte olanları ve gelecekte olacakları buna göre iyi hesap etmelidir.



Mustafa Kemal'e göre, bir iş başında bulunan herkesin daima yapacağı bir vazife vardır. Bir vazife ve mesuliyet adamı, "teslim olmaz". Nitekim Yıldırım Orduları Grubu Kumandanı mütareke şartlarının bazılarını çok karışık ve gelecek için tehlikeli görmektedir. Daha 11 Kasım'da İzzet Paşa'ya bir telgraf yollayarak, Toros tünelleri, Suriye sınırı gibi meselelerde ve mütarekenamenin bir takım şartlarında karışıklık olduğunu söyler ve açıklama ister. İzzet Paşa hemen cevap verir: Toros tünelleri İtilaf devletleri kuvvetleri tarafından sade­ce “muhafaza” için işgal olunacaktır. İşletme ordular grubu­na aittir. İtilaf kuvvetlerinin Amanos tünellerini de işgal et­meye hakları yoktur. Suriye’deki garnizonların teslim olması maddesi de “ihtiyat” olarak yazılmıştır. Cephedeki kıtalar bunlar arasında değildir.

Yıldırım Orduları Kumandanı bu telgraftan rahat etmez. Bir cevap yazarak, Suriye’deki garnizonların teslimi ihtiyat olarak yazılmış bir maddedir, diyorsunuz, benim anlayışıma gö­re bu madde İngilizler tarafından bizi aldatmak için konmuş­tur, mütareke şartlarını hükümetin başka türlü, İngilizlerin baş­ka türlü anladıklarına şüphe etmiyorum, nitekim İngilizler bu gece (5/6.11. 1334) raporla anlatacağımız üzere Suriye kıtasın­dadır diyerek Yedinci Ordu’nun teslimini istemişlerdi. Kilikya sınırını sormaktan maksadım, bu tarihi ismi kabul eden hükü­metin bu bölgeyi gösteren İngilizce atlasa Kilikya sınırının Maraş kuzeyinden geçtiğini dikkate alıp almadığını anlamak­tı, çünkü benim fikrimce Adana ismi yerine tarihi Kilikya is­mini koyan İngilizler, Suriye sınırlarını Kilikya kuzey sınırı doğusuna uzanmaktan ibaret kabul etmektedirler, diyor.


5.11.1918 tarihli bu telgrafın sonu şu cümle ile bitmek­tedir: “Pek ciddi ve samimi olarak arz ederim ki mütareke şart­ları arasında anlaşmazlıkları giderecek tedbirler alınmadıkça orduları terhis edecek ve İngilizlerin her dediğine boyun eğecek olursak, İngiliz ihtiraslarının önüne geçmeye imkan kal­mayacaktır.”


Babiâli ruhu ve zihniyetiyle Kuvayı Milliye ruhu ve zih­niyeti arasındaki derin ayrılığı belirten ilk tarihi vesika budur, sanıyoruz. Mustafa Kemal, sonradan, bu cümlenin yanını pek kalın bir mavi çizgi ile çevirmiştir.


Sadrazamın konağından Adana’ya 5.11 .1918’de şu telgraf gelir: “Mütarekename şartlarına göre gerçi İngilizlerin İskenderun’u işgal etmeye hakları yoksa da Halep civarındaki ordularını beslemek için İskenderun’dan istifade etmek iste­meleri de haklı bir talep mahiyetindedir, mütarekenamedeki bir hayli maddeleri tadil ederek, vaktin darlığından dolayı, bi­ze yalnız “şifahen izahat ve teminat” veren İngiliz murahha­sının bu “centilmenliğine karşı” bir cemile olmak ve “Yuna­nistan’ın faaliyet sahasına çıkarılmamasını” temin etmek üze­re İskenderun limanından İngilizlerin erzak vesaire taşımak hususunda istifade etmelerine ve İskenderun - Halep yolunu tamir edebilmelerine müsaade etmekte bir mahzur görmüyo­rum. Bununla İskenderun liman ve şehrini terk etmiş olmu­yoruz. Askeri ve mülki hükümetimiz yine yerli yerinde kala­caktır. Keyfiyeti kendi tarafınızdan İngiliz Suriye ordusu ku­mandanlığına bildiriniz.”


Bu emri Mustafa Kemal’in aklı almaz. Hemen cevap verir: “Halep civarındaki ordularını beslemek için İngilizlerin İskenderun’dan istifade etmek istemeleri haklı değildir. İngilizlerin eline geçen Halep vilayetinde ve Halep şehrinde mil­yonlarca erzak olduktan başka, mütarekenin 21’inci maddesine göre Halep’teki İngiliz ordusuna iaşece yardım etmek la­zım gelirse” pek çok erzak bulunan Kilis ve Antep tarafların­dan kendilerine istedikleri satılabilir. Sizi temin ederim ki maksat Halep’teki İngiliz ordusunu beslemek değil. İskenderun’u işgal etmek ve İskenderun - Kırıkhan - Katma yolu ile hareket etmek Yedinci Ordunun ricat hattını kesmek ve bu or­duyu Musul’da Altıncı Orduya yaptıkları gibi, teslim olmak­tan çekinemez bir vaziyete sokmaktır. İngilizlerin Ermeni çetelerini bugün İslahiye’de harekete geçirmiş olmaları da bu zannın yanlış olmadığını gösterir. İngiliz murahhasının centilmenliğini ve buna karşı cemile göstermeyi “idrak ve takdir nezaketinden muarra” bulunduğumu arz ederim. Yunanis­tan’ın faaliyet sahasına çıkarılmaması ile İngilizlerin İskenderun - Halep yolunda yerleşmelerindeki mantıki münasebe­ti anlayamadığım gibi bu hususta müsamahayı da pek mah­zurlu görüyorum. Onun için meseleyi sizin tarafınızdan İngi­liz Suriye Ordusu kumandanına bildirmekte mazurum. İsken­derun’a her ne sebep ve bahane ile asker çıkarmaya teşebbüs edecek İngilizlere ateşle karşı konulmasını ve Yedinci Ordu­yu da, bugün bulunulan hatta pek zayıf ileri karakol tertibatı bırakarak kuvvetlerini, Katma - İslahiye istikametinde hare­ket ettirip Kilikya sınırları içerisine geçirmesini emrettim.


İngilizlerin aldatıcı muamele, teklif ve hareketlerini İn­gilizlerden fazla haklı ve nazik ve buna karşı cemile göstere­cek emirleri tatbik etmeye yaradılışım müsait olmadığından, halbuki başkumandanlık erkan-ı harbiyesinin içtihadına uy­madığım takdirde birçok ithamlar altında kalmaklığım tabii bulunduğundan kumandayı hemen teslim etmek üzere yerime tayin buyuracağınız zatın süratle gönderilmesini rica ederim.”.

Bu telgrafın üstünde “aceledir” ve “tehir eden idam olu­nur” işaretleri vardır.

İngilizlere ateşle karşı koymak? Sadrazam ve Başkuman­danlık Erkan-ı Harbiye Reisi’nin ve hükümetinin aklı başın­dan gider. 6.11.1918’de Grup Kumandanlığı‘na bir telgraf ge­lir. Bunda silah kullanma emrinin hemen geri alınması, mü­tarekenamenin tatbikinde zorluklar çıktığı, fakat bu zorlukla­rı kabul ettiren şeyin gaflet değil, “kat’i mağlubiyetimiz” ol­duğu bildirilmekte ve siyasi teşebbüslerde bulunulduğu da ilave edilmektedir. Telgrafta grubun kaldırılması, karargaha Dördüncü Ordu Karargahı unvanı verilmesi muvafık görüldü­ğü, fakat vazife başında bulunanların bundan kaçınmayacak­larına güvenildiği de bildirilmektedir.


Mustafa Kemal’in 7.11.1918 tarihli cevabında şöyle de­nilmektedir: “İskenderun’a çıkacaklara ateşle karşı konulma­sı hakkındaki emrimin maddesi şudur: “İngilizlerin muhtelif bahanelerle Yedinci Ordu kıtalarını müşkül vaziyete sokmak istediklerini anlıyorum. Buna meydan vermemek üzere Üçüncü Kolordu İskenderun’a kuvvet çıkarılmasını, Yirminci Ko­lordu için beşinci maddede zikrolunan harekat nihayet bulun­caya kadar, icabederse ateşle menedecektir. “Bu harekat ni­hayet bulmuş olduğundan silah kullanma hakkındaki emrin de tatbik edilmesine lüzum kalmamıştır.”


Telgrafta Mustafa Kemal siyasi teşebbüslerde bulunuldu­ğu fıkrası ile hemen hemen alay eder. “Mazhar’ı eltaf-ı şüpha­niyye olmanızı tazarru ederim” der. Karargahtaki vazifesine devam etmesi fıkrasına da, şu kâhince cevabı verir: “Cephe­deki hareketlerin tarafımdan ifasında izhar buyurulan emniyetin samimiyetine şüphe etmem. Bu samimiyet ve teveccühe itimadımın derecesi, memleketin tahsili hususunda uhde-i âciza­neme muhavvel vazifelerin tatbik-i fiiliyatında sübut bulacak­tır”. Devletin durumu hakkındaki ihtarları aynı telgrafta şöyle karşılamıştır: “Bugünkü vaziyetin nezaketini bütün mahiyeti ile takdir edebileceğimde tereddüt etmeniz kadar beni mütees­sir edecek bir şey olamaz. Vazife yaparken yalnız memleket selametini hedef edinen icraatımın ve bunun lüzum gösterdi­ği ricalarımın su-i telakkiye uğramamasını rica ederim.”


Mustafa Kemal’in sezindiği tehlikelerde nasıl doğru gör­düğü hemen meydana çıkmıştır. 9.11.1918 tarihli bir telgrafı ile İzzet Paşa şunları bildirmektedir: “Bugün Britanya hükü­meti tarafından aldığı emir üzerine Visamiral Galtrop İskenderun şehrinin, General Alenbi tarafından bildirilecek müddet içinde teslimini talep etmiş ve kabul olunmazsa generalin şeh­ri cebren işgal edeceğini bildirmiştir. Bu bapta mütarekename­nin yedinci, onuncu, on birinci maddelerine göre şehri teslim teklifine hakkı ve selahiyeti olduğu ve harbe devam etmekten mutlak surette aciz bulunduğumuza göre güç hal ile akdettiğimiz mütarekenin İskenderun şehri için feshedilebileceği, onun için teklifin kabul edilmesi zaruri olduğu ilave edilmektedir.”


Telgrafta Mustafa Kemal’i sinirlendiren bir fıkra şudur: “İskenderun limanından ve Halep şosesinden istifade edebile­cekleri teklif edilmiş iken böyle “dehşetli” bir cevap karşısın­da kalmaklığımıza da, İtilaf devletlerinin ilk müracaatlarına ta­rafımızdan sert ve soğuk cevap almalarının da “dahl-i küllisi” olduğu “kaviyyen melhuz” olduğundan “ibraz-i fütur” etme­mek şartı ile bu aczimizin dikkatte bulundurulması lazımdır.”


Mustafa Kemal ‘in sadrazama mütareke defterindeki son şahsi cevabı şu olmuştur: “İskenderun Limanından ve Halep şo­sesinden istifade etmeleri hakkında itilaf devletlerinin ilk mü­racaatlarına tarafımızdan sert ve soğuk cevap verilmiş olduğu telakkisinin sebebi anlaşılmamıştır Bilakis oradaki kumanda­nımızın İngilizlere cevapları çok nazikane olmuştur. İngilizlerin “dehşetli” bulduğunuz en son müracaatlarının sebeplerini başka yerde aramak lazımdır ve tedricen bütün memleketimizi istila etmeye kadar varacak olan böyle “dehşetli” müracaatların tekrarlanacağına şüphe olmadığından asıl sebeplerin mu­hakeme edilmesi lüzumunu arzetmeyi vazife addederim. İngilizlerle akdolunan mütarekenin imza altındaki şekli devletin sı­yanet (korunma) ve selametini muhafaza eder mahiyette değil­dir. Bu mütareke maddelerinin, müphem ve şümullü medlűllerini (gösterilmesini) bir an evvel tespit etmek lazımdır. Yoksa İngilizlerin tekliflerine bugüne kadar olduğu gibi mukabele edilmekte devam olunursa, şimdi Kilis - Payas hattına kadar olan araziyi isteyen İngilizlerin yarın Toros’a kadar olan Kilikya mıntıkasını ve daha sonra Konya - İzmir hattının işgali gibi tekliflerin birbirini takip edeceği ve ordumuzun kendileri tarafından sevk ve idare, hattı vükelamızın (bakanlarımızın) Britanya hükümeti tarafından intihap (seçilmesi) edilmesi gibi teklifler karşısında kalmaklığımız ihtimalden uzak değildir. Aczimiz ve zaafımız derecesini pek iyi bilirim. Bununla beraber devletin yapmaya mecbur olduğu fedakarlığın derecesini de tayin ve tahdit etmek lazım geleceği kanaatini muhafaza ederim. Yoksa Almanya ile ittifak halinde sonuna kadar harbe devam edilerek büsbütün bozguna uğradığımıza göre, İngilizlerin elde etmek istediklerini onlara kendi yardımımızla bahşetmek, tarihte Os­manlılık için, bilhassa bugünkü hükümet için pek kara bir say­fa vücuda getirir. Vatanın akıbeti ile endişeli olmaktan müte­vellit ve samimi olduğuna şüphe edilmemek lazım gelen işbu mütalaalarımın münakaşa mahiyetinde telakki edilmemesini rica ederim. Bilhassa sizce yakından malumat olmuştur ki, aciz­leri her ne hal ve her ne vasıfta bulunursam bulunayım, doğru olduğuna kani bulunduğum ve icabedenlere bildirilmesini mem­leket selameti icabı saydığım içtihatlarıma bağlı kalmaktan nef­simi menetmeye muktedir değilim.”