| Yeniler | Yeniler | Markalarımız |
|
UŞAĞININ GİZLİ DEFTERİ * Cemal Granda
- Atatürk'ün, Kemal adını Kamal diye değiştirdiğini biliyor muydunuz? - Atatürk'ün içki içmesine en çok kim müdahale ederdi? - Mustafa Kemal'in yakın çevresinde bulunan asalaklar
kimlerdi? - Atatürk Dr. Reşit Galip'e neden kafatası ölçüsünü
aldırdı? Atatürk’ün kafatası ölçüsü kaç çıktı? - Tüm yurt gezilerinde her türlü masrafı kendi cebinden
ödediğini biliyor muydunuz? - Resmiyetten sıkılan Atatürk, bir gece yarısı Dolmabahçe
Sarayından gizlice dışarı çıkınca İstanbul Valisi sabaha karşı onu nerede
bulmuştu? - Neden İsmet İnönü'nün çocuklarına mirasından ödenek
bırakmıştı? - Atatürk, bir gece iddia üzerine tabancasını çekip
köşkteki avizelerin ampullerini nasıl vurdu? - Atatürk, sofra sohbeti sabaha dek uzayınca manevi kızı
Zehra'ya nasıl sabah ezanı okuttu? - Uşağının diğer hizmetlilere şakayla ‘Selanik'ten çıksa
çıksa Yahudi çıkar’ dediğini duyan Atatürk, akşam sofrada buna ne karşılık
verdi? - Nazım Hikmet hapisteyken köşkteki gramofonda plağı
çalınca Atatürk şair hakkında neler söyledi? - Masonluğu kaldıran Atatürk, gençlik yıllarında
kendisinin de mason olduğunu nasıl anlattı? Elinizden bırakamayacak, bir solukta okuyacak, Atatürk'ü
daha yakından ve içimizden biri olarak tanıyacaksınız
Cemal Granda kimdir? Manisa'nın Salihli ilçesinde doğdu (1910). Bursa Sultanisi'nde okudu. On beş yaşında İstanbul'a gelerek, Denizyolları İdaresi'nde çalışmaya başladı. Çok sayıda Avrupa limanını gezdi. 3 Temmuz 1927 tarihinde Atatürk'ün hizmetine girdi. Bu tarihten ölümüne kadar on iki yıl geceli gündüzlü sofracı ve hizmetkâr olarak çalıştı. Çankaya Köşkü'nde ve Dolmabahçe Sarayı'nda sabahlara dek süren meşhur sofra sohbetlerinin canlı şahidi oldu. Onun ölümünden sonra, bir süre emniyet gözetiminde tutuldu. Yazması yasak olduğu için gizli olarak kaleme aldığı Atatürk'e ilişkin hatıralarını Zonguldak'ta derledi...
Fantastik Roman * Fahri Coşkun
Mağaranın girişine yaklaştıkça, arkalarında kalan zincirli kuyular hem
azalıyor hem de aniden bastıran sisten görünmüyordu. Mağaranın girişine
geldiklerinde, müzisyen, ahşap tabelada ne yazdığını okumaya başladı: Ceset
duvarları...
Fahri Coşkun, hayalle gerçek arasındaki sayıklamalardan yerli bir fantastik romanın işaret fişeklerini atıyor ve sanki “Bende daha fazlası var ama şimdilik bu kadar!” dercesine dilin sınırlarını zorlamadan derdini anlatmanın yolunu seçiyor. Kahramanın hatırlayamadığı iki günlük belleğinden dünya ve ötesini sorgulayan eser, Türk fantastik romanının yönünü belirlemeye veya yol göstermeye şimdiden aday görünüyor.
Türkçe Konuşma Klavuzu * Hümeyra Tekalan Toman
Konuşan Türkçe, lise ve üniversite öğrencilerinin yanı sıra Türk dili meraklıları için de kaynak kitap olarak hazırlandı. Kitap; muhtevasında, dil, diller, Türkçe'nin dünya dilleri arasındaki yeri ve güzel kullanımı, tarihî dönemleri, Türkiye Türkçesi'nin kısa grameri, güncel dil meseleleri gibi bilgileri barındırmaktadır.
veya Bir Kölenin Onuru * H. Erdal Yalt
“Yok, böyle bir şey, değil mi? Beni kızdırmak için
söylüyorsun.”
H. Erdal Yalt, “Rakkas Masalı” ve “Körfez Canavarı”ndan sonra, “Yakhan”la da sizleri tarihin tozlu sayfalarında farklı bir yolculuğa çağırıyor...
VİETNAM SAVAŞI VE ABD * M. Vedat Gürbüz
Vietnam Savaşı, etkileri günümüze kadar gelen ve tartışmaları henüz sonuçlandırılamamış bir modern zaman savaş fenomeni ve kültü haline gelmiştir. Güneydoğu Asya'nın bir köşesinde yapılan bu savaş dünya milletlerinin bazılarını doğrudan, diğerlerini ise dolaylı olarak yakın veya uzak ancak bir şekilde etkilemiştir. Savaşın askeri boyutu, süper güç kavramı ve bunun yanında yükselen üçüncü dünyayı temsil eden özelliği, savaşın gelişen gerilla hareketlerine ilham vermesi ve dünya genelinde gerek siyasi ve gerekse toplumsal alanda protest kültürüne kaynaklık etmesi, ekonomiden sanata kadar bir çok alanda dünya üzerinde ciddi tesirleri sebebiyle bu savaş askeri, siyasi, ekonomik, toplumsal ve daha bir çok alanlarda yakın zamanların adeta bir laboratuarı işlevini görmektedir. Bu eser, modern zamanlarda belki de hakkında en fazla konuştuğumuz savaşlardan birisi olması ve en fazla tartıştığımız ve dahası gerekli gereksiz bir çok dünya kriziyle ilişkilendirdiğimiz ancak hakkında fazlaca bir şey bilmediğimiz Vietnam Savaşını fantastik dünyasından sıyırarak gerçek haliyle, yarattığı etkileriyle beraber okuyucuya kazandırmayı hedeflemektedir.
|
MAHRUK BABA Bir Neyzenin Hikayesi * Ceyhun Emre Teoman
Yılların berraklaştırdığı uzun seyrek saçlarını aralayarak, tekrar kavuşturdu dudaklarını başpâre ile. Makamın neyin perdelerinde belirmesi ile adeta zikzaklar çiziyordu parmakları. Neyden tezahür eden makam, ipli topaçların atılıp geri çekilmesini andırıyordu. Taksimin sonuna geldiğinde, bir maratonu bitirmiş sporcudan farksızdı hali. Dudaklarını yâri gibi gördüğü başpâreden çekti, ellerini neyin perdelerinden göğsüne götürdü ve mecliste bulunanların yüreklerine son noktayı koydu… “HUUUU”
Bir Arayışın Romanı * Mustafa Yahya Coşkun
Arıyordu. Kilimin üzerindeki deseni tutmaya çalışan çocuk masumiyetiyle… Hakikati görüyor fakat elini her uzattığında desen yerine kilimi yakalıyordu. Halbuki elde etmek istediği; yalnızca kıvrımlarında sorularına cevap bulacağını ümit ettiği ve tüm benliğiyle arzuladığı desendi… Mescide girdiğinde beyninden vurulmuşa döndü. Bosna, Somali, Ruanda geçti gözünün önünden. Ezan sesine kalaşnikoftan çıkan mermilerin sesi karıştı. “Hayyal el felah’a” mermi çekirdeklerinin taşa vuruşu, “Allah-u ekber’e” palaların şakırtısı... Kayıp Halife yalnızca bir arayışın romanıdır…
BEN, FEMUR DÜNYADA İLK KEZ BİR KEMİĞİN ROMANI * İsmet Emre
Bir kemiğin
kahraman olduğu ve onun diliyle anlatılan bir ilk roman bu. --------------------------------------
“Üstünü çizdiklerimiz Sahip, bir gün böyle çıkarlar işte
karşımıza.
Kendileri gider, bizi de götürürler.
[1958 Üsküdar Gemisi Faciasının Romanı] *
Yıl 1958... Almanya'da 1927'de imal edilen Şirket-i Hayriye'nin 72 baca numaralı yolcu vapuru İzmit Körfezi'nde fırtınada batarak büyük bir faciaya yol açtı... Dört yüze yakın yolcu hayatını kaybetti. Çoğu öğrenciydi... Kazadan sadece kırk kişi kurtulabildi...
OPERASYON VAR BU GECE Bir Komando Asteğmenin Güneydoğu Hatıraları * Ahmet Özcan
Demirkuş hava aydınlanırken geldi, yaralıları alıp
gitti. Aklımda, çocuğun gözleri kaldı. Pusudaki gözleriyle, emanetin
gözleri. O gözler belki bir gün başkalarının çocuklarına pusu atmaktan
çekinmeyenlerin, gün gelip de kendi çocuklarını nasıl vurduklarını
anlatacaktı çocuklarına. Belki bizim emaneti nasıl koruduğumuzu anlatacaktı.
Kendisine düşman olarak öğretilenlerin, ağabeyleri tarafından vurulurken
bile onu nasıl sakındıklarını anlatacaktı. Sakınacaktık elbet. Göğüslerimizi
bir dolu çekirdek yağmurunda ıslatmadan vazgeçmeyeceğimiz emanetleri,
kahpelerin mermileri bizden vazgeçene kadar sakınmaya ant içmiştik.
KUTSAL DAĞIN ÇIPLAĞI [Sarıkamış] * Deniz Çınar
Bana bakın! Yüzüme bakın! İyice eğilin yüzüme! Bu çiziklerle dolu paçavra surata odaklanın! Her çizikte binlerin, onbinlerin, yüzbinlerin kararmış ruhları mahpus! Tepeme inen her nasırlı yumruk, vücuduma vurulan her kanlı darbe, ayaklarıma atılan her pranga köklerimi besliyor, toprağa daha da perçinliyor beni! Zamanın ve acıların ortak olduğu suratımda açılan her kırışıklık, beni daha da iştahlandırıyor. Eyy bu satırlarda seyahat eden! Eğil ve gözlerimden fışkıranlara bak! Hürlük coşkusuyla yoğrulmuş gözlerime bak çünkü “Gözlerim sözlerimdir.” Eyy seyahatkar! Ben! İşte ben! İşte karşında duran bu kadim, bu soylu, bu yılmaz deli Dumrul! Ben; 'kutsal dağ’ın çıplağı!' Burdayım !
|
|
| Yayınlanacaklar | ||
|
TAHTERAVALLİ ZAMANLARI * Hakan Kıran
O da ne! Hırka uzamış, bir garip olmuş, sanki Küçük Prens’in pelerini, hemen sırtına geçirir. Perdeyi açar. Evet, yan gezegendeki kraterden Ruhi Bey el sallamaktadır ona, diğer taraftakinde ise onun tavla arkadaşı Muhsin Bey güne çoktan başlamış çiçeklerini sulamaktadır. Yüzünü yıkar, şiddetle çarpar suyu yüzüne, etrafa dağılan su damlaları birer hüzmedir, hatta birer saksıdır onlar. Aslında viskozitesi yüksek olan her damla yuvarlağa yakın şekliyle yeni bir gezegendir, üzerinde nice küçük prensler ve çiçekler yetişecektir onların. |
ÇANAKKALE CESARETİN BEDELİ * Selçuk Kızıldağ
Çok sert geçen bu
kanlı çatışmalarda binlerce asker toprağa karıştı. |
|
|
|
||
|
|
SOĞUK SAVAŞTA SICAK ÇATIŞMA Kore Savaşı * M. Ertan Gökmen
Kore Savaşı (1950-1953) yakın
dönem dünya tarihi açısından çok önemli bir savaştır. II. Dünya Savaşının
bitmesinin hemen ardından başlayan süreç, tüm dünyada iki süper gücün yani
Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin
birbirleriyle giriştikleri amansız mücadelelerle doludur. İşte bu sürecin
ilk adımları Kore Yarımadasında atılmış ve bu coğrafyada yaşanan ihtilaf,
dünyada soğuk savaş döneminin de başlangıcı olmuştur. |
|
|
|
||
|
|
||
|
Atatürk Kitaplığı - 2 DEMOKRAT DİKTATÖR ATATÜRK * Paraşkev Paruşev Çeviren: Naile Yılmaer Hazırlayan: Samet Çelik
Mustafa Kemal, bir diktatör müdür? Bazıları onu bir diktatör olarak kabul ederler, bazıları ise bu görüşü kesinlikle reddederler. İki tarafın da hakkı vardır. O, bir diktatör değildi, ama gerektiğinde diktatör gibi davranmasını bilmiştir. Onun kişiliği tarihteki diktatörlerin tipik özellikleri ile bağdaşmaz. Yönetimlerini koruyabilmek için zulmü seçen diktatörler vardır. Mustafa Kemal, sadece tek amacını gerçekleştirmek için diktatörce yollardan yararlanmıştır, bunu hiçbir zaman kendi kişiliği için yapmamıştır. |
||
|
|
||
|
*
Bir ara ona ilgiyle bakan Abdullah’la
göz göze geldi. |
||
|
|
|
|
|
© KENTkitap, 2005-2007, Tüm Hakları Saklıdır www.kentkitap.com |