Kitaplar Yazarlar Online Satış Dağıtım Ana Sayfa İletişim

Yeniler Yeniler  Markalarımız

GENİŞLETİLMİŞ

YILGIN

TÜRKLER

          *

Bülent Akyürek

Çok az kitap bu kadar okundu,

bu kadar tartışıldı ve

yazarını bu kadar tanınır kıldı.,

Bülent Akyürek'i cesur romanları ve olay yaratan konuşmalarından tanıyoruz. Sert dili ve kalemiyle hep söylenemeyenleri söyledi. Hiç susmadı, hiç esnemedi... Yayınevimiz ilk yayınlandığında Bestseller olan ve bu özelliğini yıllardır yitirmeyen «Yılgın Türkler»in genişletilmiş ve gözden geçirilmiş yeni baskısını sunmaktan gurur duyar...

Bu kitap, dünya tarihinin en yorgun, en yılgın milletine agresif, hüzünlü ve trajikomik bir son çağrıdır.

Bazı konu başlıkları:

Ayaktayken bir bardak su getirsene / Taş yok mu taş? / Almanlar yenilince biz de yenilmiş sayıldık / Memleketi sen mi kurtaracan? / Yellenme biçimlerine göre karakter tahlilleri / Gavur yapıyor abi / NASA'nın başında iki Türk varmış / Gitcem abi bu ülkeden / Akıl verme para ver / Adamın olacak iyi bir yere büfe açacan abi / Yenildik ama ezilmedik / Çocuk heyecandan cevap anahtarını kaydırmış ablası / Bana bişey olmaz ben Türk'üm / Ya ver ya terk et / Bir oturuşta iki büyük deviririm ama asla sarhoş olmam abi / Dört iklim görüyok, başka kimin ülkesinde var abi / Türk'ün aklı tuvalette gelirmiş / GV bırakın biz size döneriz / Sende karizma eksik abi / Küçük esnaf ölmüş abi / Oranın kızları nasıl abi? / Sigarayı bıraktım artık merdivenleri koşarak çıkıyorum abi...

***

Gerçeğin her zaman iki şahide ihtiyacı vardır...

Birincisi benim... İkincisi siz olun...

Yoksa bana deli diyecekler...*

-----------------------------------------------------

*Bülent Akyürek

 

BEN, FEMUR

DÜNYADA İLK KEZ BİR KEMİĞİN ROMANI

          *

İsmet Emre

 

Bir kemiğin kahraman olduğu ve onun diliyle anlatılan bir ilk roman bu.
Her şey normal ve kendi seyrinde giderken küçük bir ayak kaymasıyla
değişen hayatın şiirsel öyküsü… Kırılmış bir kemiğin peşinden koşan,
ona ayak uydurmaya çalışan, onun etrafında dönüp duran koridorlar,
odalar, acıyla alınıp verilen nefesler, inlemeler, gecenin ortasına özenle
yerleştirilen ateş topundan haykırışlar… Nefes nefese kalarak
okuyacağınız bir öykü bu. Minör edebiyatın son metinlerinden biri...

--------------------------------------

“Üstünü çizdiklerimiz Sahip, bir gün böyle çıkarlar işte karşımıza.
Kendileri gider, bizi de götürürler.
Ben, Femur.
Sahip'imin yaşındayım, otuz dört yıl geçirdim iyi kötü. Fark edilmeden.
Sahip yeni anladı fark edilmemenin ne acı olduğunu.
Bense doğduğumdan beri böyleyim.
Hep gözünün önünde olduğum halde beni görmeyen bir yüz taşıyarak
yaşadım. Üzerimde taşıdığım, dik yürüttüğüm yüz, bana baktığı halde
varlığımdan habersiz yaşıyor, bir Femur için bundan daha dramatik
ne olabilir?
Geç oldu ama, Sahip bunu anladı.
Yerde, acı içinde kıvranırken, yanından yöresinden süzülen insanların
umarsızca geçip gitmelerine şaşkınlık, hayret ve korku içinde bakarken
kendimi gördüm Sahip'in yüzünde. Sanki toplumun Femur'u olmuştu
o an Sahip. Onları ayakta tutmak için çalışıp didinen, onların
çirkinliklerini örtmek için varolduğunu düşünen bir parça...
Onlar tarafından ıskalanan, görülmeyen, yok sayılan, kırılan...
Sahip yere düşünce ayağa kalkmış gibiyim.
Benim adım Femur, bana Femur deyin.”

 
     Yayınlanacaklar    

TAHTERAVALLİ

ZAMANLARI

          *

Hakan Kıran

 

 

O da ne! Hırka uzamış, bir garip olmuş, sanki Küçük Prens’in pelerini, hemen sırtına geçirir. Perdeyi açar. Evet, yan gezegendeki kraterden Ruhi Bey el sallamaktadır ona, diğer taraftakinde ise onun tavla arkadaşı Muhsin Bey güne çoktan başlamış çiçeklerini sulamaktadır. Yüzünü yıkar, şiddetle çarpar suyu yüzüne, etrafa dağılan su damlaları birer hüzmedir, hatta birer saksıdır onlar. Aslında viskozitesi yüksek olan her damla yuvarlağa yakın şekliyle yeni bir gezegendir, üzerinde nice küçük prensler ve çiçekler yetişecektir onların.

 

ÇANAKKALE

CESARETİN BEDELİ

          *

Selçuk Kızıldağ

 

Çok sert geçen bu kanlı çatışmalarda binlerce asker toprağa karıştı.
Bu savaşta her iki tarafta inadın, onurun, kahramanlığın bedelini
canları ile ödediler. Orduların en büyük tutkusu zafer kazanmak,
bir karış toprağı alarak hedefe biraz daha yaklaşmaktı.
Her kazanılan toprağın bedeli ağır oluyordu.
Bu da mutlaka ölüm demekti.
“Cesaretin Bedeli” Gelibolu topraklarında
genç ve aydın bir nesil üzerinde kır çiçeklerinin açtığı
güzel kokulu kekiklerin kapladığı alanlar, onların uzun mezarları oldu.
İpnotizma olmuş bedenler, kalabalık gruplar içinde
aynı düşünce çevresinde birleşmiş askerler,
kararlılıklarını göstermek için ileriye
atıldılar, canlarını feda ettiler.

 

KENTkitap mizah

   

PERİŞAN DÜNYA

[Karikatürler]

          *

Fahri Coşkun

 

 

On yaşından beri resim yapan Coşkun’u 1992 yılında tarihî binaların dekorasyon işlerinde badanacılık yaparken çizdiği şekiller ressamlığa taşımış. Karikatür de çizen Coşkun’un Çalıntı Hayat isimli bir şiir kitabı var. Ayrıca şimdilerde bir seri cinayet romanı üzerinde çalışıyor. Perişan Dünya, Fahri Coşkun'un karikatürlerini biraraya getirdiği çalışmasıdır.

 

SOĞUK SAVAŞTA

SICAK ÇATIŞMA

Kore Savaşı

          *

M. Ertan Gökmen

 

Kore Savaşı (1950-1953) yakın dönem dünya tarihi açısından çok önemli bir savaştır. II. Dünya Savaşının bitmesinin hemen ardından başlayan süreç, tüm dünyada iki süper gücün yani Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin birbirleriyle giriştikleri amansız mücadelelerle doludur. İşte bu sürecin ilk adımları Kore Yarımadasında atılmış ve bu coğrafyada yaşanan ihtilaf, dünyada soğuk savaş döneminin de başlangıcı olmuştur.

XX. yüzyılın ikinci yarısının hemen başında yaşanan bu savaş, en başta Koreliler olmak üzere savaşa Birleşmiş Milletler Ordusu ile katılan bir çok devleti de etkilemiş, tüm dünyada derin izler bırakmıştır.

 
 

ZAMANIN EFENDİSİ

          *

Bülent Akyürek

 

 

Roman boyunca çirkin tekliflere, rastlantılara maruz kalan soylu yazar "bir çay" imgesini savaş alanında
"bir at" ister gibi tekrarlar durur.
Bu imge, sermayenin vereceklerine karşılık bir derviş edasıyla direndiği bu kötü çağda, yazarın en büyük sancağı olmuştur artık. Hayata karşı ucuz talepleri vardır. Bu mütevazı hayattan beklediği, huzurlu, gönül rahatlığıyla, kendisini satmadan bir bardak çay içmektir.

Kitap bütün yönleriyle araştırma konusudur. Bir gecede yazılmasından tutun da, çok kısa bir süreyi anlatan çok güçlü bir romanla, bir ülkenin ve insanlarının, tüm dünyanın nasıl çırılçıplak soyularak önünüze koyulduğuna kadar; dil, üslup, işleyiş, biçim, kuram ve yeni bir roman tarzı yönleriyle unutulmaz tatlar veriyor.

Tabi normalin dışında cesur bir yeraltı romancısıyla

tanışmaya hazırlıklıysanız...

 
 

KÖRFEZ CANAVARI

[1958 Üsküdar Gemisi Faciasının Romanı]

          *

H. Erdal Yalt

 

Yıl 1958...

Almanya'da 1927'de imal edilen Şirket-i Hayriye'nin 72 baca numaralı yolcu vapuru İzmit Körfezi'nde fırtınada batarak büyük bir faciaya yol açtı...

Dört yüze yakın yolcu hayatını kaybetti. Çoğu öğrenciydi...

Kazadan sadece kırk kişi kurtulabildi...

 
 

OPERASYON VAR

BU GECE

Bir Komando Asteğmenin Güneydoğu Hatıraları

          *

Ahmet Özcan

 

 Demirkuş hava aydınlanırken geldi, yaralıları alıp gitti. Aklımda, çocuğun gözleri kaldı. Pusudaki gözleriyle, emanetin gözleri. O gözler belki bir gün başkalarının çocuklarına pusu atmaktan çekinmeyenlerin, gün gelip de kendi çocuklarını nasıl vurduklarını anlatacaktı çocuklarına. Belki bizim emaneti nasıl koruduğumuzu anlatacaktı. Kendisine düşman olarak öğretilenlerin, ağabeyleri tarafından vurulurken bile onu nasıl sakındıklarını anlatacaktı. Sakınacaktık elbet. Göğüslerimizi bir dolu çekirdek yağmurunda ıslatmadan vazgeçmeyeceğimiz emanetleri, kahpelerin mermileri bizden vazgeçene kadar sakınmaya ant içmiştik.
“Ey ihanet! Kendi çocuklarını, bizim de olan çocuklarını gönderirken üzerimize, tükenişinde anaların duaları saklı olacak…“

 
 

Atatürk Kitaplığı - 1

ATATÜRK'ÜN

UŞAĞININ

GİZLİ DEFTERİ

          *

Cemal Granda

 

Atatürk hakkında yayınlanmış sayısız kitap ve bu kitapların içinde önemli bir yer tutan hatıratlar, samimi olarak Atatürk'ü tanımak ve anlamak isteyen Türk vatandaşlarına, özellikle de gençlerine “Hangi Atatürk?” sorusunu sordurmaktadır. Cemal Granda, gizli bir şekilde kaleme aldığı notların bu gün cevabı tartışılan böyle bir soruya ışık tutacağını belki de o gün kestiremiyordu.
Cemal Granda, kimselere şirin görünme kaygısı gütmeden, kaybedilecek bir makamı olmadığından dolayı kaybetme korkusu yaşamadan ve hiçbir menfaat beklemeden yaşadıklarını samimi, yalın bir üslupla yazmış ve bizlere aktarmıştır.

 
 

Atatürk Kitaplığı - 2

DEMOKRAT

DİKTATÖR

ATATÜRK

          *

Paraşkev Paruşev

Çeviren: Naile Yılmaer

Hazırlayan: Samet Çelik

 

 

Mustafa Kemal, bir diktatör müdür? Bazıları onu bir diktatör olarak kabul ederler, bazıları ise bu görüşü kesinlikle reddederler. İki tarafın da hakkı vardır. O, bir diktatör değildi, ama gerektiğinde diktatör gibi davranmasını bilmiştir. Onun kişiliği tarihteki diktatörlerin tipik özellikleri ile bağdaşmaz. Yönetimlerini koruyabilmek için zulmü seçen diktatörler vardır. Mustafa Kemal, sadece tek amacını gerçekleştirmek için diktatörce yollardan yararlanmıştır, bunu hiçbir zaman kendi kişiliği için yapmamıştır.

 
 

KUTSAL DAĞIN ÇIPLAĞI

[Sarıkamış]

          *

Deniz Çınar

 

 Bana bakın!

Yüzüme bakın!

 İyice eğilin yüzüme!

 Bu çiziklerle dolu paçavra surata odaklanın!

 Her çizikte binlerin, onbinlerin, yüzbinlerin kararmış ruhları mahpus!

Tepeme inen her nasırlı yumruk, vücuduma vurulan her kanlı darbe, ayaklarıma atılan her pranga köklerimi besliyor, toprağa daha da perçinliyor beni!

 Zamanın ve acıların ortak olduğu suratımda açılan her kırışıklık, beni daha da iştahlandırıyor.

Eyy bu satırlarda seyahat eden!

 Eğil ve gözlerimden fışkıranlara bak!

 Hürlük coşkusuyla yoğrulmuş gözlerime bak çünkü “Gözlerim sözlerimdir.”

Eyy seyahatkar!

Ben!

 İşte ben!

 İşte karşında duran bu kadim, bu soylu, bu yılmaz deli Dumrul!

 Ben; 'kutsal dağ’ın çıplağı!'

 Burdayım !

 
 

RAKKAS MASALI

          *

 

Hüseyin Erdal Yalt

 

Bir ara ona ilgiyle bakan Abdullah’la göz göze geldi.
Yüzündeki masum hava, o an için gitti ve şeytan kız, göz kırparak fısıldadı:
"Nasıl, gelinlik kız taklidini iyi yapabiliyor muyum?"
Abdullah daha fazla dayanamayıp kahkahayı basınca, anasından çimdigi yedi.
"Çocuk sus..! Rezil etme bizi elâleme."

 
 
     
     
     

 

 

 

©  KENTkitap, 2005-2007, Tüm Hakları Saklıdır  www.kentkitap.com